
neden onca zaman poli(1)'nin peşinden koştum, şimdi de bulamıyorum. evet, güzel bir kızdı ve çok sevimliydi. sarı saçları rüzgarda dalgalanırken ona karşı ilgisiz kalmak imkansızdı. herşeye karşı sonsuz bir iyimserliği vardı. onun yanında kendini her zaman iyi hissedebilirdin. "olsun" derdi, "daha kötüsü de olabilirdi."
yine de benim katlanamayacağım çok şey vardı onda. hele de o cadaloz ikiz kardeşi, o sersem anna. poli ne kadar iyimser ve sempatik ise, anna o kadar kötü ve iticiydi, poli ne kadar pırıl pırıl aydınlık ise anna o derece karanlıktı.
poli, "olsun" dedikçe, anna "olmasın" diye düzeltiyordu.
poli'nin iyicilliği de katlanılmazdı belki ama anna'ya katlanmak mümkün değildi. yine de poli'yi elde etmek istiyordum. belki onun popülaritesiydi beni çeken, belki yaşamımı kolaylaştırma çabası. ama anna oldukça hiçbir şeyin kolaylaşacağı da yoktu. hiç anlaşamamalarına karşın hep birlikteydiler üstelik. poli, anna'yı bir türlü ayırmıyordu yanından.
sonunda şahane planımı yaptım. evet, o gece poli'yi dansa davet edecektim ve o tatlı diliyle "olsun" diyecekti elbet. arkadaşım cin ali'yi de yanıma alacaktım. cin ali, varoluş sorunları ile uğraşan sivilceli bir çocuktu. tam anna'ya göreydi. anna, cin ali'nin varoluş sorunlarına kötümser yorumlar getirmekle meşgul olurken, ben poli'yle işi pişirecektim.
evet, herşey gerçekten iyi gidiyordu. cin ali, anna'yı lafa tutmayı başarmıştı ve bunu benim için değil isteyerek yapıyordu üstelik. bense poli'yle dans pistini aşındırıp iyice yakınlaşmaya çalışıyordum. sonunda cin ali'yle anna'yı varoluşun kötülükleri üzerine sohbetlerinde bırakıp poli'nin varoluşunu kucaklamak niyetindeydim.
ama yaşam planlara pek sıcak bakmaz. tersliğin nerede başladığını bile farketmemiştim. poli'ye sımsıkı sarılmış çılgınca dansediyordum. ama poli'nin elimden kurtulup masaya yönelmesi bir oldu. sanırım cin ali de anna'nın varoluşunu kutlamak niyetindeydi ve anna her zamanki olumsuz tavrıyla "olmasın" demişti. bu da bizim masada benim farkedemediğim bir arbedeye yol açmıştı. ama poli, o iyilik meleğinin olaya ilgisiz kalması düşünülemezdi elbet.
sinirim tepemdeydi, herşeyden çok da poli'ye sinirliydim. bir kere olsun, birilerini düşünmeyi bırakıp benimle ilgilenemez miydi? poli'nin katlanılmaz yanlarını göstermesi açısından belki iyi oldu o gece, yine de herşeyin yolunda gitmesini yeğlerdim doğrusu.
böylelikle, bir süredir ertelediğim kuzey yolculuğuna çıktım. bu aptal kasabada hayatımı geçirmek için bir nedenim yoktu artık. yeni maceralar genç ruhumu bekliyordu. anna haklıydı belki de, birçok şey olmasa daha iyiydi. üstelik yeni planlarıma daha adil yaklaşabilirdi belki de yaşam...
hazin haber birkaç ay sonra geldi postadan. bir grup maganda, poli ve anna'yı dağa kaldırıp bir hafta tecavüz etmişti. zorlukla magandaların elinden kurtulmuşlar ve eve dönerken poli, "olsun, hiç olmazsa dağ havası almış olduk" demişti. bu söz, anna'nın kötümser ruhuna bile dayanılmaz gelmiş ve eve döner dönmez kendini intihar etmişti.
poli'nin, o iyimser ve sürekli gülen kızcağızın, anna'nın mezarı başında günlerce ağladığını anlattılar. artık "tek" başınaydı poli. artık ömrünün geri kalanını, diğer yarısını aramakla geçirecekti.
(1) y ispanyolca'da "ve, ile" anlamlarına geliyor. yazar, burada
"poli y anna" şeklinde şık bir söz oyunu yapıyor ki ona yakışan da budur.