fala inanmadım, falsız da kalmadım
[caption id="attachment_490" align="alignnone" width="600" caption="The Fortune Teller (Falcı), Caravaggio (1594–95; Canvas; Louvre)"][/caption]
macar falcıyı başıma aysun hanım musallat etti. allandırdı ve ballandırdı, her şeyi biliyor, her şeyi görüyor dedi. o anlattıkça benim gıcığım artıyordu macar falcıya. sinsi planlar kafamdan geçip duruyordu. sonunda dayanamayıp, "aysun hanım, beraber gidelim şu macar'a bir gün" deyiverdim. elbette bu sinsi planımı yaşama geçirmek için ilk adımdı. macar falcıyı madara etmek heyecanı bütün vücudumu sarmıştı.
derhal hazırlanmalıydım. önce avcılar tarafına gitmem gerekiyordu. orada silah market'inin kapısına büyük bir bez afiş asmışlardı, görmüştüm: "ARADIĞINIZ HER ŞEY VE DAHA FAZLASI" yazmışlardı. demek ki aradığım şey ordaydı, hatta fazlası bile. gerçi kıtalar arası nükleerli balistikli füze aramıyordum ama yine de seçeneğin çok olması iyiydi. bu "DAHA FAZLA" sözü olmasa reklamcılar ne yer, ne içerdi, onu da düşünecek değildim bu durumdayken. şimdi gerekli ekipmanı toplamak ve taksi şöförü'ndeki robert de niro hesabı olaya hazırlanmak her şeyden önemliydi. yine de daha fazlasını bulmuşken eve bir kıtalar arası füze yerleştirmek de akıllıca olabilirdi. hem belki 2 alıp 1 ödeyebilirdim, kredi kartına 12 taksit yaptırıp, ödemeye 2 ay sonra da başlayabilirdim. silah market'te her şeye hazırlıklı olmak gerekirdi, insanın yolu her gün düşmüyordu sonuçta oraya.
sonuçta ekipmanı tamamlamış ve heyecanla aysun hanım'ın arayacağı günü beklemeye başlamıştım. fala inanmayacaktım ama falsız da kalmayacaktım. ayna karşısına geçip prova ediyordum sinsi planımı. tıpkı taksi şöföründeki robert de niro gibi. "her şeyi bildin macar falcısı, ama bunu bilemedin" diyerek silahı doğrultuyor ve yüzüne inen şaşkınlık ve korkuyu izlemeye doyamıyordum kurbanımın. kara irbam'ın şiiri ile birlikte keyfime diyecek yoktu:
Falıma bakma o noksan kalsın
Bırak şu fincanı hey Falcı teyze
Yarınımı bilme kadere kalsın
Bırak şu fincanı hey Falcı teyze
böylelikle yola koyulduk aysun hanım'la. bu çok iyi bir şeydi, yanımda bir kadınla fazla dikkat çekmeyecektim macar falcıya giderken. beklediğim kadar etkileyici bulmadım doğrusu falcıyı evine vardığımızda. iki adet sarı saçlı ve yeşil gözlü çocuk ortalıkta dönüp duruyordu. biraz hayal kırıklığı yaşamıştım, falcıya değil de komşuya misafirliğe gitmiş gibiydik. sonunda evin büro olarak kullanılan odasına geçtiğimizde motivasyonumu yeniden kazandım. önce aysun hanım baktırdı falına, sonra da ben geçtim karşısına hınzır bir ifade yüklü suratımla. anlatmaya başladı falcı, çok şey bildi belki de gerçekten,çünkü ben heyecanla terliyor ve onu dinlemiyordum. az sonra olacakları düşündükçe de için için keyif basıyordu her yanımı. herşeyi anlattıktan sonra "iri, kocaman gözleri olan bir kadın görüyorum" dedi, "uzak dur ondan, yoksa hayatını mahvedecek!"
"biliyor musunuz" dedim, "herkes hakkında çok şey biliyorsunuz belki ama kendi geleceğiniz hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz!" "neden ki?" dedi macar falcı. "işte bu yüzden" dedim, cebimdeki silahı çıkarıp ona doğrulturken. gülümsedi ve eteğinde sakladığı silahı benden evvel ateşledi. gözlerine baktım düşmeden önce, iri ve kocamandı ve ben hemen karşısındaydım o gözlerin.
gerçekten fala inananlar, inanmayanlardan üstündür. en azından yaşamlarına devam ederler iyi kötü. benim gibi toprağın altından yazmak zorunda kalmazlar böyle...
Gel, ben bir su falına bakayım senin:) bıdı bıdı bıdı bıdı,bıdı bıdı tezini yaz bıdı vır vır vır, eeeee bak ne diyeceğim, bu kez de biraz çekik gözlü bir kadın görüyorum, uzak dur ondan, yoksa hayatını mahvedecek..:)
YanıtlaSil:)))) ellerine sağlık ya hu. :)
YanıtlaSilvay çekik gözlü haa!! hastasıyım çinli manitaların! :)
YanıtlaSilIyi yazmissin ya ;)
YanıtlaSilbenim karsima falci cikmisdi inanmadim atiyo dedim. herseyimi cikardi kimse tanimiyordu kadini. herseyi cikardi aglatti kadin kendisi bile agladi ben agladigim icin.. acayip birseydi ya..